GEZİ-YORUM (Harici)

ROMA
İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş 2800 yıllık şehirdir. Bu tepeler, Palatino, Aventino, Campidoglio, Quirinale, Viminale, Esquilino ve Celio’ dur.

Roma, sırasıyla ve resmi adlarıyla; Eski Roma’nın yani Bizans’ın, Roma Krallığı’nın, Roma Cumhuriyeti’nin, Roma İmparatorluğu’nun, Papalık Yönetiminin, İtalya Krallığı’nın ve İtalya Cumhuriyeti’nin merkezi ya da başkenti olmuştur. Bugün İtalya’nın en kalabalık ve yüzölçümü en fazla olan şehridir.

Roma Forumu, Kolezyum, Palatino Tepesi, Pantheon, Navona Meydanı, İspanyol Merdivenleri, Trevi Çeşmesi, Piazza Venezia (Venedik Meydanı), Popolo Meydanı, Cem Sultan’n misafir edildiği Castel Sant Angelo (Kutsal Melek Kalesi), Santa Maria Maggiore Kilisesi, Aventine Tepesi, Aziz Giovanni Bazilikası ve Capitol Tepesi gezilecek yerler arasındadır.

KOLEZYUM
Roma’lı komutan Vespasianus tarafından MS 72 yılında yapımına başlanmış ve MS 80 yılında Flavius Hanedanı mensubu Roma İmparatoru Titus Flavius Vespasianus döneminde tamamlanmıştır. Kolezyum’un orijinal adı “Amphitheatrum Flavium”dur. Bu adla anılmasının nedeni Flavium Hanedanlığı döneminde inşa edilmiş olmasıdır. Daha sonra, Domitian hükümdarlığı zamanında üzerinde çeşitli değişiklikler yapılmıştır.

İmparatorlar burada halkını eğlendirmek için gladyatör dövüşleri düzenlemişlerdir. Bunlardan başka, halk gösterileri, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramaların sahnelenmesi için daha sonra da barınma yeri, dükkânların olduğu ticari bir merkez ve kışla olarak da kullanılmıştır.

7 Temmuz 2007’de oluşturulan “Dünyanın YENİ Yedi Harikası” arasında yer almaktadır.

ROMA FORUMU
Şu andaki yeri bir bataklıkken, MÖ 600’lerde Roma Kralı Lucius Tarquinius Priscus’un emriyle inşa edilen ve dünyanın en eski kanalizasyon sistemlerinden biri olan Cloaca Maxima (En büyük Lağım) adlı kanalizasyon sistemiyle kurutulmuştur.

Antik Roma’nın doğup geliştiği şehir merkezi bölgesidir. Büyük ölçüde Etrüsk’lü mühendislerin ve Roma’nın en fakir sınıfından çok sayıda yarı-mecburi işgücünün katkılarıyla bitirilmiştir. Forumun seviyesi, Cumhuriyet’in erken zamanlarından itibaren yükseltilmeye başlanmıştır.

Roma Forumu, yönetim, ticaret, ibadet ve adaletin merkezi olmuş, imparatorluğun son günlerindeyse günlük işler için kullanımı bırakılıp dini bir yer olarak kalmıştır.

Günümüzde forumda şu büyük anıtlar, yapılar ve antik harabeler yer almaktadır:
Antoninus ve Faustina Tapınağı, Castor ve Pollux Tapınağı, Romulus Tapınağı, Satürn Tapınağı, Vesta Tapınağı, Venus ve Roma Tapınağı, Sezar Tapınağı, Aemilia Bazilikası, Julia Bazilikası, Maxentius ve Konstantin Bazilikası, Septimius Severus Kemeri, Titus Kemeri, Rostra, (Politikacıların ve hatiplerin Roma vatandaşlarına konuşma yaptığı yer), Hostilia Mahkemesi (Curia Hostilia), Tabularium (Anrik Roma’nın arşivi) ve Roma Senatosu’nun yeri.

VATİKAN
İtalya’nın Roma şehrinde bulunan, Hıristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan şehir devlettir. Dünyanın yüzölçümü olarak en küçük ikinci ülkesidir. Yerleşik nüfusu 500 kadardır. Çevresi yüksek duvarlarla kaplıdır. Yönetim şekli mutlak monarşidir. Katolik kilisesinin genel başkanı, yani Papa, Vatikan Devleti’nin de başkanı sayılır ve aynı zamanda yasama, yürütme ve yargının da başkanıdır. Vatikan’ın, İsviçre vatandaşı ve Katolik olması şart olan geleneksel giysili muhafızlardan oluşan 100 kişilik sembolik bir ordusu vardır.

SANT’ANGELO KALESİ
Roma İmparatoru Hadrianus tarafından, 135’te kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak inşasına başlanan yapı, Hadrianus’un ölümünden sonra Antoninus Pius tarafından 139’da tamamlanmıştır. Hadrianus’un külleri, karısı Vibia Sabina ve ilk oğlu Lucius Aelius’la birlikte buraya gömülmüştür.

Bugünkü adını 590 senesinde alan yapı, 14. yüzyılda kaleye dönüştürülmüş, siyasi karmaşa dönemlerinde papaların güvenliğini sağlayan ikametgâh olarak kullanılmıştır. Bu amaçla da 1227 yılında, papanın tehlike anında kaçış güzergâhı olarak kullanılmak üzere, Vatikan Sarayı’ndan Castel Sant Angelo’ya dek uzanan ve Vatikan Koridoru adı verilen bir gizli geçiş inşa edilmiştir. Papa VII. Clement 1527’de Roma’nın yağmalanması esnasında buraya sığınmıştır.

Papalık yapıyı bir hapishane olarak da kullanmış, daha sonra yakılarak öldürülecek olan İtalyan Dominikan Rahibi ve filozof Giordano Bruno 6 süreyle burada hapsedilmiştir. Heykeltıraş ve kuyumcu Benvenuto Cellini ve Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan da burada hapsedilenler arasındadır.

POMPEİ
24 Ağustos 79 tarihinde Vezüv Yanardağı’nın iki gün süren faaliyeti sonucu volkanik kül ve cürufun altına gömülerek yok olmuş antik Roma kentidir. Yanardağ patlamasının ardından yaklaşık 1700 yıl boyunca kayıp kalan kent 1748 yılında tesadüfen keşfedilmiştir.

Keşfin ardından yapılan kazılar, şehre ait pek çok bilgiyi gün yüzüne çıkararak Roma İmparatorluğunun kentlerindeki yaşama ait bilgilere ulaşılmasını sağlamıştır. Pompeii UNESCO’nun Dünya Miras Listesinde yer almaktadır.

FLORANSA
MÖ 59 yılında Jül Sezar’ın ordusundan emekliye ayrılmış askerlere Arno Nehri vadisindeki verimli toprakları vermesi ile Arno Nehri çevresinde kurulmasına vesile olduğu, Kuzey İtalya’daki Toskana bölgesinin başkenti olan şehirdir.

İtalyan Rönesans’ının doğum yeridir. Leonardo da Vinci ve Michelangelo bu tarihi şehirde yetişmiş dünyaca ünlü sanatçılardır. Yine ünlü yazar ve şair Dante Alighieri de bu şehirde yaşamış ve bu ortamdan ilham almıştır. Kültürü ve mimarisiyle dünyaca ünlü bir turizm kentidir.

Kentin merkezindeki Signoria Meydanı yer alır. Bu meydan, etrafı tarihi binalar ile çevrilmiş, içinde bir çok heykel ve anıtı barındıran çekici bir meydandır. Ortasında mermerden yapılmış deniz tanrısı Neptün’ün heykeli, mermer atlar, deniz kızları ve erkek deniz tanrıları bulunur.

İçinde birçok Rönesans eserleri barındıran meydandaki büyük saray Palazzo Vecchio, uzun seneler yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. Aynı meydanda Michelangelo’nun ünlü heykeli David’in (Davut Heykeli) bir kopyası yer almaktadır.

Arno nehrinin en dar yerinde, 14. yüzyılda tamamlanmış olan Floransa’nın en meşhur köprüsü olan Ponte Vecchio (Eski Köprü) yer alır. Günümüzde köprünün üzerinde çok sayıda kuyumcu dükkanı bulunmaktadır. (Bursa’daki Irgandı Köprüsünün kardeşi de derler.) Ponte Vecchio köprüler şehri Floransa’nın II. Dünya Savaşı’ndan zarar görmeden çıkan tek köprüsüdür.

Kentin en önemli kilisesi, 1296-1436 arasında inşa edilmiş olan Santa Maria del Fiore katedralidir ve “Duomo” adıyla bilinen bu katedralin kubbesi büyük bir mimarlık harikası olarak bilinir.

BOLOGNA
İtalya’nın kuzeyinde, Emilia-Romagna bölgesinde yer alan bir şehirdir. Kırmızı tuğlalarla inşa edilmiş Orta Çağ mimarisinin pek çok örnekleri nedeniyle “Kızıl Şehir” olarak da anılır.

1088’de kurulan üniversitesi, Avrupa’nın en eski üniversitesi olarak bilinir. Eğitim kadrosunda ilk olarak hukukçular yer almış, 14. yüzyıldan itibaren ise mantık, astronomi, tıp, felsefe, aritmetik, retorik, dilbilgisi, teoloji, Yunanca ve İbranice gibi dersler vermek üzere yeni eğitimciler eklenmiştir. Böylelikle Bologna Üniversitesi seçkin akademisyenlerin eğitim verdiği oldukça ünlü bir okul olmuştur.

Dante, Erasmus ve Kopernik, Bologna Üniversitesi’nin ünlü öğrencilerinden bazılarıdır.

Bologna Üniversitesi, günümüzde 23 fakültede 80000’den fazla öğrenciye ev sahipliği yapmaktadır.

PISA KULESİ
İtalya’nın kuzeyindeki Pisa şehrinde, Mucizeler Meydanı olarak adlandırılan yerde, 1063-1090 yıllarında yapılan şehir katedralinin çan kulesi olarak 1173’te ana yapıdan ayrı şekilde inşa edilmiştir. Kulenin yüksekliği 55,86 metredir ve üst üste bindirilmiş yuvarlak 6 sütun dizisinden oluşmuştur. Çanların bulunduğu en üstteki 8’inci kat silindir şeklindedir. Burada her müzik notası için bir tane olmak üzere yedi adet çan vardır.

Temelindeki yumuşak zeminin çökmesi nedeniyle, kule bitirildiği tarihten itibaren güneye doğru eğilmeye başlamıştır. Ancak yıkılma aşamasına gelen kule 2013’te tamamlanan bir proje ile bakıma alınmıştır. Profesör Michele Jamiolkowski tarafından yapılan kurtarma çalışmalarında ilk kata 18 çelik kablo takılmış, kulenin inşa edildiği alanın toprağı dondurulmuş, bazı eski temel taşları çıkarılıp yerine çelik destekli betonlar konmuştur. Uzmanlara göre kule, önümüzdeki 200 yıl için yıkılmaktan kurtarılmıştır.

Günümüzde, kulenin tepesinden güney yönünde aşağı sarkıtılan bir çekül yerde 4,3 metre açığa değmektedir. Ancak yapının ağırlık merkezinin izdüşümü kendi temel dairesinin içinde kaldığı için kule devrilmemektedir. Kule her yıl milimetrenin onda yedisi kadar eğilmektedir. Kulenin şu andaki eğimi 5,5° kadardır.

Kule, Cenova ve Venedik’e, Pisa’nın gücünü ve zenginliğini göstermek için yapılmıştır.

PARİS
Moda ve lüksün dünya başkenti olarak da bilinen Paris, “Işık Şehir” (Ville Lumière) diye de anılmaktadır. Adını Galya halklarından Parisii’lerden aldığı söylenmektedir ancak “Paris” adı aslında Romalıların “Lutetia” yerine kullandıkları “Civitas Parisiorum” (Parisiilerin şehri) adının zamanla değişmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Arkeolojik çalışmalar, Paris kent alanının yaklaşık 40.000 yıldır insanlar tarafından yerleşim alanı olarak kullanılmakta olduğunu göstermektedir.

Paris, II.Dünya Savaşı’nda, 14 Haziran 1940 tarihinde, Alman ordusu tarafından işgal edilmiş, 25 Ağustos 1944 günü de Fransız ve Amerikan kuvvetleri tarafından kurtarılmıştır.

Eyfel Kulesi, Notre Dame Katedrali, Louvre ve Orsay Müzeleri, Champs-Élysées (Şanzelize) ve Panthéon, Paris’in önemli mekanlar arasında yer almaktadır.

EYFEL KULESİ
Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel’in firması tarafından, Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Expo 1889 Paris fuarının giriş kapısı olarak inşa edilmiştir. Kulenin mimarı İsviçreli Maurice Koechlin’in siparişi üzerine tasarımını Stephen Sauvestre, meslektaşı Emile Nouguier ile birlikte yapmıştır. Kuleyi, 3.000 işçi 26 ay boyunca 18.038 adet demir parçayı 2,5 milyon perçinle bir araya getirerek inşa etmiştir.

Kulenin 57 m, 115 m ve 276 m yükseklikte manzara platformları bulunmaktadır.

1940 yılında Hitler’in Fransa’yı istilasında, Fransızlar kulenin tüm asansör kablolarını kesmişler ancak istila sonrasında askerler kulenin tepesine tırmanarak Gamalı Haç bayrağını asmışlardır. Hitler de üşenmemiş, yürüyerek Eyfel’in tepesine çıkmıştır. 1944’te müttefikler Paris’e yaklaşınca Hitler Eyfel Kulesi’nin ve tüm şehrin yakılıp yıkılmasını emretmiştir. Dönemin Paris Valisi General Dietrich von Choltitz bu emre itaat etmeyerek, Eyfel’in ve Paris’in diğer önemli yapılarının günümüze kadar kalabilmesini sağlamıştır.

LOUVRE MÜZESİ
1204’te Viking akınlarından korunmak için Kral Philippe Auguste tarafından bir saray olarak yaptırılmıştır. Ardından, 400 yıl boyunca yapılan çeşitli eklemelerle bugünkü hâline getirilmiş, Fransız Devrimi’nden sonra da müzeye dönüştürülmüştür. Müzeye son eklenti, François Mitterrand tarafından yaptırılan, girişte yer alan büyük cam piramittir. Bu piramit, ziyaretçilerin büyük ilgisini çekmektedir. Bahçede dikkat çeken başka bir şey de seksen altı önemli kişiye ait heykellerdir. Louvre’da sergilenen 35 bin eserden bir tanesi bile kadın sanatçılardan birine ait değildir. Ayrıca burada bir eserin sergilenebilmesi için yapılış tarihinden itibaren 60 yıl geçmesi gerekmektedir. Bu kuralı Sadece Georges Braque bozmuştur.

Louvre, “Eski Mısır Medeniyeti”, “Kadim Yunan, Etrüsk ve Roma”, “Eski Yakın Doğu Sanat Eserleri”, “İslam Sanatı”, “Dekoratif Sanatlar”, “Heykeller”, “Tablolar” ve “Baskılar ve Çizimler” olmak üzere sekiz bölümden oluşmaktadır.

Rönesans sırasında, Floransa’da, Leonardo da Vinci tarafından kavak bir pano üzerine Sfumato tekniği ile resmedilmiş 16 yüzyıl yağlıboya portresi Mona Lisa (La Gioconda) burada sergilenmektedir. Tablonun saatte ortalama 1.500 ziyaretçisi vardır.

ORSAY MÜZESİ
Orsay, Paris’de bulunan bir devlet müzesidir. Bulunduğu yer 1898 – 1900 yılları arasında Seine Nehri’nin sol yakasında bir tren garı olarak inşa edilen binadır. Garın müzeye dönüştürülmesi, 1983 ile 1986 yılları arasında, Fransız mimarlar Renaud Bardon, Pierre Colboc, Jean-Paul Philippon tarafından gerçekleştirilmiştir. İtalyan mimar Gae Aulenti de Fransız mimarlara yardımcı olmuştur. Müze, zamanın Fransız cumhurbaşkanı François Mitterand tarafından, 1 Aralık 1986 tarihinde açılmıştır.

57.000m² alana sahip müzede 1848 ve 1915 tarihleri arası üretilen, Fransız ve Avrupa sanatına ait 4.000 kadar eser sergilenmektedir. Bu eserler arasında, heykeller, resimler, mobilyalar ve fotoğraflar vardır. Bu eserler, müzenin 1986 tarihindeki açılışına kadar Galerie Nationale du Jeu de Paume’de sergilenmekteydi.

PANTHEON
Pantheon, birisi Roma’da, diğeri Paris’te bulunan iki farklı binanın ortak adıdır. Latince kökenli bu sözcük, Yunancada “tüm tanrıların tapınağı” anlamına gelmektedir. Günümüzde meşhur kimselerin gömülü olduğu anıt anlamını da üstlenmiştir.

1744 yılında Kral Louis XV, bilinmeyen bir hastalığa yakalanır. Eğer iyileşebilirse, harabe bir manastır olan Sainte-Geneviève’yi, Paris’in koruyucu azizine layık bir yapıya dönüştüreceğine söz verir. Kral sağlığına kavuşunca bu sözün yerine getirilmesi görevini, kraliyet binalarının genel yöneticisi olarak hizmet eden Fransız soylularından Marquis de Marigny’e verir. Marigny de mimaride neoklasizimin öncüsü Fransız Mimar Jacques-Germain Soufflot (1713-1780)‘u görevlendirir ve Panthéon’un yapımı başlar. Temelleri 1758 yılında atılan, maddi zorluklar nedeniyle, Soufflot’un 1789’da öldürülmesine kadar tamamlanamayan kilise; Fransız Devriminin başlangıcında bitirilince, yeni Devrimci hükümet, yapıyı kiliseden devrime ön ayak olan büyük Fransızların gömüleceği bir anıt mezara dönüştürür. Ancak daha sonra, anıt mezara dönüşene dek, iki kez kiliseye dönüştürülür.

Girişindeki “Aux grands hommes la patrie reconnaissante” yazısı “Anavatan büyük insanlara minnettardır” anlamına gelmektedir.

1851’de fizikçi Léon Foucault, dünyanın dönüşünü Foucault Sarkacıyla burada göstermiştir.

NOTRE DAME
Notre Dame Katedrali (Fransızca: Cathédrale Notre Dame de Paris) dünyaca ünlü bir katedraldir. Meryem Ana’ya ithafen isimlendirilmiştir. Girişi batıya bakan ve ilk gotik katedrallerden birisi olan bu yapı Paris’in diğer tüm önemli yapıları gibi Seine Nehri’nin kıyısında bulunur.

1160 yılında, şimdiki katedralin yerinde bulunan Paris Katedrali, “Avrupa’nın krallarının bölge kilisesi” olduktan sonra zamanın Paris Piskoposu Maurice de Sully tarafından “bu önemli görev için yetersiz” bulunduğundan yıktırılmış, yerine 1163 yılında Notre Dame’ın yapımına başlanmıştır.

Fransız gotik mimarisinin en güzide örneği olarak bilinen Notre Dame’ın, inşaası gotik dönem boyunca sürmüştür. Heykellerin ve işlemeli camların ortaçağ Roma mimari üslubundan sonra pek görülmemiş bir dünyevilik içermesi, natüralizm akımının eserlerdeki ağır etkisi nedeniyledir. Binanın değişik yüksekliklerinde de, farklı stillerin görülme nedeni ise yapım sürecinde  çok sayıda mimarın çalışmış olmasındandır.

19. yüzyıl başlarında Paris şehir planlamacılarının katedralin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemeleri üzerine, ünlü Fransız yazar Victor Hugo, halkın ilgisini çekmek için Notre Dame’ın Kamburu adlı romanını yazmıştır. Roman, katedralin kurtarılması için kampanya başlatılmasını sağlayarak katedralin yenilenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir.

Güney kulesindeki “Emmanuel” adlı çan, 13 tonluk bir çandır sadece tokmağı 500 kilogram gelmektedir. 1631’de Emmanuel yeniden döküldüğünde, kadınların ergimiş olan metale mücevherlerini attıkları ve çanın orijinal rengini buradan aldığı rivayet edilmektedir.

PÈRE LACHAISE
Père-Lachaise Mezarlığı (Fransızca: Cimetière du Père-Lachaise), Paris’in merkezindeki en büyük mezarlıktır ve yüzölçümü 43,93 hektardır.

1803 yılında yapımına başlanan ve mimarı Alexandre Théodore Brongniart olan mezarlık 18 Mayıs 1804 tarihinde küçük bir kızın defin töreniyle açılmıştır.

Père Lachaise’de 1804 yılında 13 mezar bulunurken bu sayı 1805 yılında 44’e; 1806 yılında 49’a, 1807 yılında 62’ye ve 1812 yılında 833’e yükselmiştir.

Paris Belediyesi mezarlığı tanıtmak ve popüleştirmek için 1817’de, Héloïse d’Argenteuil, Pierre Abélard, Molière ve La Fontaine’in mezarlarını buraya taşımıştır. 1830 yılında mezarlıktaki mezar sayısı 33.000’e ulaşmıştır. 1824, 1829, 1832, 1842 ve 1850 yıllarında mezarlıkta 5 yeni düzenleme yapılmış, 17 hektarlık mezarlık 70.000 mezar ve 43 hektar yüzölçümü ile bugünkü haline gelmiştir. Mezarlığın tam ortasında ölülerin yakıldığı bir krematoryum mevcuttur.

Sosyolojinin bir bilim dalı haline gelmesinde büyük katkıları olan Auguste Comte, İrlandalı oyun yazarı, romancı, kısa öykücü ve şair Oscar Wilde, meşhur Fransız şarkıcı Edith Piaff, The Doors’un 27 yaşında hayatını kaybeden solisti Jim Morrison, Fransız romantiklerinden oyun yazarı ve şair Alfred Musset, Vadideki Zambak, Goriot Baba gibi romanların yazarı Honore de Balzac, romantik akımın en önemli bestecilerinden ve piyanistlerinden 39 yaşındayken Paris’te hayatını kaybeden Chopin, “Karga ile Tilki”den tanıdığımız ünlü fabl yazarı La Fontaine, Hastalık Hastası, Scapin’in Dolapları, Cimri, Kibarlık Budalası gibi oyunlarıyla tanınan Moliere, Louvre müzesinin ilk müdürü Baron Denon, Fransız romantizminin ikonlarından sayılan Medusa’nın Salı adlı tablonun ressamı, Jean-Louis André Théodore Géricault, Isparta yarı açık cezaevinden 1981’de firar ederek Paris’e giden ve üç yıl sonra burada ölen Çirkin Kral Yılmaz Güney ve 2000’de Paris’te sürgündeyken hayatını kaybeden Ahmet Kaya da buradadır.

VICTOR HUGO’NUN EVİ
Victor Hugo’nun evi, Places des Vosges’deki diğer evler gibi 1604’te inşa edilen bir binanın ikinci katında bulunmaktadır. Hugo, eşi Adèle Foucher ve dört çocuğu ile bu binanın ikinci katına 25 Ekim 1832’de yerleşmiştir. Bu ev, hayatı boyunca sürekli taşınan Hugo’nun beşinci evidir ve 1848’e kadar Hugo bu evde kalmıştır. Bu ev aynı zamanda Hugo’nun en uzun süreyle kaldığı evdir. Bugün ev müze olarak ziyarete açıktır.

16 yıl yaşadığı bu ev Victor Hugo’nun büyük acılarına da tanıklık etmiş, 1843’te on dokuz yaşındaki kızı Leopoldine’nin eşiyle birlikte Seine nehrinde boğulmasının acısını bu evde yaşamıştır. Bu acısı nedeniyle Hugo, 1852’ye kadar yeni bir eser yayınlamamıştır.

Victor Hugo 1885’te öldüğünde, büyük bir törenle Pantheon’a gömülmüştür.

Victor Hugo, son sözleri olarak yayımlanacak şu beş cümleyi bırakmıştır ardında:
1-Fakirlere 50.000 frank bırakıyorum.
2-Mezarlığa onlara mahsus cenaze aracı ile nakledilmek istiyorum.
3-Hiçbir kilisenin benim için ayin yapmasını istemiyorum.
4-Bütün ruhlardan benim için dua etmelerini rica ediyorum.
5-Tanrı’ya inanıyorum.

LÜKSEMBURG BAHÇESİ (Jardin du Luxembourg)
IV. Henri suikaste uğradktan sonra karısı Marie de Medici artık Louvre sarayında oturmak istemediğinden bu alanı satın almış ve buraya çocukluğunu geçirdiği Floransa Sarayı’nın etrafındaki bahçeler gibi bir bahçe ve saray yaptırmıştır. Saray, 1631’de tamamlanmıştır ama kraliçe sürgüne gönderildiği için burada oturamamıştır.

Günümüzde Fransız Senatosu’na ev sahipliği yapan Palais du Luxembourg, Fransız ihtilaline kadar kraliyet sarayı, daha sonra hapishane, 2. Dünya Savaşı yıllarında da Alman Hava Kuvvetleri Karargâhı olarak kullanılmıştır.

NIAGARA ŞELALESİ
Niagara Şelaleleri, Kuzey Amerika’nın doğusunda, ABD ile Kanada sınırı arasında, Niagara Nehri’nin üzerinde bulunan üç büyük şelaledir.

Horseshoe (Atnalı Şelalesi) bunların en büyükleri olup, “American Falls” ve “Bridal Veils Fall” diğer iki küçük şelalelerdir.

Kuzey Amerika’nin en büyük şelalesi olan Niagara, 10.000 yıl önce Kuzey Kutbu’ndan gelen buz kütlelerinin yol açtığı çöküntülerdir. Şelalenin çevresi Niagara Şelaleleri Parkıdır ve kardeş şehirler olan Niagara Falls-Ontario ve Niagara Falls-New York tarafından doğal koruma altındadır. Niagara isminin yerli dilindeki “Onguiaahra” (düz) kelimesinden geldiği sanılmaktadır.

Nehir çevresindeki Nikola Tesla tarafından yapılan birkaç hidroelektrik santrali hem ABD hem Kanada için elektrik üretmektedir.

Niagara Şelalesi’nden dakikada 336.000 m³ su akmaktadır. Şelale, 1932 yılında tamamen donmuştur.

Günümüzde hem Amerika hem Kanada tarafından hareket ederek, şelalenin altına kadar ilerleyen bot gezileri düzenlenmektedir.

TORONTO ÜNİVERSİTESİ
Toronto Üniversitesi 1827 yılında King’s College adıyla kurulmuş olan, Kanada’nın ilk üniversitesidir. AAU, (Association of American Universities)’e üye iki Kanada üniversitesinden birisidir.

Toronto Üniversitesi, ilk pratik elektron mikroskobunun kullanımı, insülinin icadı, kök hücre araştırmaları, Cygnus X-1’in karadelik olarak tanımlanması, multi-touch teknolojisinin geliştirmesi, NP bütünlüğü teorisi gibi bilimsel atılımları gerçekleştirmiştir.

Başrolünü Robin Williams’ın oynadığı Can Dostum (1997) filminin bazı sahneleri burada çekilmiştir.

En önemlisi Sayın Adamım Oğuzhan Can, 2012-2016 yılları arasında Fizik-Matematik Çift Alan Lisans öğrenimini burada tamamlamıştır.

UBC (UNIVERSITY OF BRITISH COLUMBIA)
1877’de British Columbia Kanada’ya katıldıktan altı yıl sonra bir eyalet üniversitesinin kurulması gündeme gelmiş, Eyalet Yasama Meclisi 1890’da British Columbia Üniversitesi’nin kuruluşuna onay veren bir yasayı kabul etmiş ancak üniversitenin nerede kurulacağı konusunda bir uzlaşıya varılamamıştır.

1908 yılında, British Columbia’nın en eski yükseköğrenim kuruluşu olarak kurulmuştur. Ana kampüs, şehir merkezinin 10 km batısında yer almaktadır. “University of British Columbia”, Vancouver Yerleşkesinde 12, Okanagan Yerleşkesinde 7 fakültesiyle bir çok farklı programı bir arada sunmaktadır.

UBC, bünyesinde, Kanada’nın Ulusal Parçacık ve Nükleer Fizik laboratuvarında bulunan dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısını barındırmaktadır. Kanada’nın önemli kütüphanelerinden birisi olan UBC Kütüphanesi, 21 farklı alana ait, 10 milyon ciltlik bir kitap koleksiyonuna sahiptir.

Özellikle Vancouver yerleşkesi, düzeniyle, yerleşim biçimiyle dünyanın farklı yerlerinden gelen araştırmacı ve öğrencilerin beğenisini kazanmaktadır.

Ve gene en önemlisi Sayın Adamım Oğuzhan Can, 2016-2018 yılları arasında (Kuantum Fiziği alanında) Yüksek Lisans öğrenimini burada tamamlamış ve Eylül 2018’de aynı yerde doktora öğrenimine başlamıştır.